"AYIPTIR" KELİMESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Mustafa Cemal Tomar

"Ayıptır" kelimesini çok kullanırız. Bu kelime üzerinde hiç yazı yazmadım. Bu yazımda bu kelime üzerinde yazı yazmaya karar verdim. Ayıptır kelimesini özellikle büyüklerimiz çok kullanırlar. Bu kavram sihirli bir kavramdır. Adeta doğal yaşamın bir hakimi gibi insanları hizaya getirir. "Birine ayıptır yapma" dediğinde yapmak istediği yanlıştan vazgeçer meselâ. Ya da "şu işi şöyle yapsam ayıplarlar" diye insan vicdan muhasebesi yaparak vazgeçer. Bu kelime adeta toplumun düzenini sağlayan, hizaya getiren, vicdan muhasebesi yaptıran, bir çok yanlışın önüne geçen görünmez bir güç mesabesini andıran bir değerdir. Toplumun ayıplaması aslında bir sonuçtur. Faile kesilen bir faturadır, cezadır. Peki nedir bunun anlamı?

Bir insanın yaptığı şeyden ötürü onu küçümsemek. hayatı, davranışları ve sözleri kısıtlayan geleneksel sansürler bütünü. danlamak, tan eylemek. Bizim geleneklerimizde ayıp sayılan fiillerin davası edilse hukuken bir müeyyidesi yoktur. Bir insanın bir özrü olmadığı halde akrabasının düğününe ya da cenazesine katılmaması hadisesi "ayıp sayılır." Lâkin hukuken bir cezai müeyyidesi yoktur Toplum tarafından ayıp sayılan fiiller aslında toplumun vucdanında yargılanıyorsun, bu yargılama süreci ömür boyu devam eder. Toplum unutmaz belleklerde kalır. Bu nedenle ayıplanan şeylerden insanlar kaçar, kendilerini hizaya çekerler. Toplumun düzeninin sağlanmasında bu sihirli kelime büyük rol oynamaktadır.

Hangi hallerde ayıp olur ya da olmaz konusunun bir okulu yoktur. Bu konunun bilgisi hayatın içinde öğrenilir. Diğer bir ifade ile bu konu hayat mektebinde öğrenilir. Ayıp kavramı ile dünyadan bir maç örnek verelim:

1. "Rusya'da eğer gerekli değilse yabancılarla konuşulmaz, göz teması kurulmaz ve gülümsenmez."

2. "İtalya'da herkesin içinde sümkürmek. Burnunu çekmek de aynı şekilde. Bunlar kaba sayılıyor ve eğer yaparsanız en az 10 kişi size peçete vermek isteyecektir."

3. "Norveç'te insanlar nasıl olduğumuzu sorduğunda gerçekten nasıl olduğumuzu söyleriz. Bizde olduğu gibi kibarlık olsun diye "iyiyiz" demezler.

4- İngiltere'de parmakla bir şey göstermek doğru karşılanmaz, ayıp sayılır.

5-İrlandalılar her konuşmada ölümden bahsetmesi bahsederler. Kim öldü? Cenaze ne zaman? Ölüm yıldönümleri ne zaman? Günlük konuşmalarda bunlar çok yaygın. Avustralya'da ise bu bir tabu gibi. Ölümden bahsedildiğinde konuşmada bir ton farkı oluyor.'

Yunanlılarla bir masada oturup çay içiyorduk. Rumca sohbet ederken bana; - Ne iş yapıyorsun? diye sormuşlardı. O zamanlar camide görevliydim. Cami görevlisinin vazifelerini anlatırken "aradan biri" " bu konuları kapatalım, neşemiz bizden gider" dediğini hatırlıyorum. İbadetten, ölümden ve ahiret hayatından bahsedince masadakilerin morali bozulmuştu. Belli ki bu konuları böyle ortamlarda konuşulmasını nahoş karşılıyorlar. Bizde ayıp sayılan şeyler bir başka topluluk için normal sayılabilir. Ayrıca bunlar kuşaktan kuşağa da farklılık gösterebilir. Büyüklerin yanında bacak bacak üstünde oturmak bizim aldığımız terbiyeye göre ayıp sayılırken şimdiki kuşağa göre normal sayılır. Bundan 20-30 yıl önce oruç tutmayanlar açiktan yemezlerdi. Çünkü ayıp diye bir şey vardı. Şimdi ise bu anlayışı ve toplumsal hassasiyeti maalesef kaybettik.

Bir insan malı ve makamı ne olursa olsun toplumun kabullenemediği ve ayıp saydığı bir davranışı alenen sergilerde o kişinin itibarı yere çakılır. Aradan yıllar da geçse unutulmaz. Bu hassasiyetleri çok dikkat etmek icap eder. İtibar kazanmak zor, kaybetmek ise anlıktır. Tekrar geri gelmez. Bir de bazı kavramları bazı yerlerde kullanmak normal iken, bazı yerlerde ayıp sayılır.

Konuyu biraz mizahlaştırmak isterim. Öyle miydi, değil miydi bilmiyorum ama yıllarca anlatılan bir olay var. Konumuzla da biraz alâkalıdır. Burada nakletmek isterim. Azerbaycan devlet başkanı Haydar Aliyev ile Süleyman Demirel çok iyi dostlarmış. Hatta Haydar Aliyev’in ilk “İki devlet tek millet” söylemi o dönemlerde başlamış. Sn. Demirel’in Azerbaycan’ı bir ziyaretinde televizyonların ve büyük bir kalabalığın önünde konuşma yapan Sn Haydar Aliyev konuşmasında; Süleyman Demirel için söyleyebileceği övgüye değer her şeyi söylemiş. Ancak konuşma sırasında Demirel’in çok iyi bir “pezevenk” olduğuna da birkaç kez vurgu yapmış.

Bu ifade salonda soğuk bir duş etkisi bırakmış. Konuşmanın sonunda Haydar Aliyev’in danışmanları onun kulağına eğilerek “Sn Devlet Başkanımız, Azerice’de ‘pezevenk’ kelimesinin anlamı ‘başarılı ve yetenekli’ demek. Ama bu kelimenin Türkçe’de karşılığı bu anlamda değil” demişler. Haydar Aliyev bu durumdan dolayı biraz mahçup olurken, protokol gereği konuşma sırası kendine gelen Demirel mikrofana çıkmış ve kendine özgü espri yeteneğiyle Haydar Aliyev’e dönüp; “Sen de benden az pezevenk değilsin” diyerek herkesi kahkahaya boğmuş. Soğuk duş etkisi altında olan salondaki havayı bir anda yumuşatmış.

Demek istediğim kelimeler farklı anlamlarda kullanılabilir. Doğu Anadolu'da kelimeleri kısaltarak konuşurlar. İnelim yerine "inek" diyorlar mesela. Bunu bilmeyenler iletişimde çatışma yaşayabilir. Amasya yöresinde tanıdığım esnaf arkadaşıma bir hayli aradan sonra bana " sen nerdesin puşt" dedi. Afalladım ve sallandım. Bizde puşt yanlış yapan adama derler. Tepki ortaya koyunca " hocam yanlış anladınız galiba, bizde puşt kelimesi, " nerde kaldın özlenen adam" anlamında kullanılır" dedi.

Ayıp kelimesi öyle acayip bir kelime ki, iki heceli ama muhtevası ve etki alanı olumsuzluk anlamında çok geniş. O itibarla dinimizde ayıpları ifşa etme yerine örtmek esastır. Ebû Hüreyre’den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.” Ebû Hüreyre’den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp Allah onu örttüğü halde, sabahleyin kalkıp: Ey falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım” demesi, açık günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.” (Buhârî)

Verilmek istenen mesaj ortadadır. Olur ki kuluz bir hata işleriz. Bunu ifşa etmemeliyiz, kul hakkı zuhur etmediği sürece.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.