13 yaşındaydım diyor Kübra"nın annesi Necla gelin olduğumda: İlkokul üçe giden oğlu Tolga kayınvalidesinin üstüne kayıtlıymış nüfusta. 15 yıllık evliymiş, bir kızı daha hastalıktan açlık, sefaletten ölmüş. Kızamık olmuş ciğerine vurmuş. 5.5 buçuk yaşında veda etmiş hayata. Hiç evleri olmamış çadırda geçmiş ömürler. İki yıldır evde oturuyorlarmış oda amcalarının eviymiş. Ona da ev demeye bin şahit ister misali Baba Murat anlatıyor bu kısmı gazeteci arkadaşımız Mehmet Özdemir"e, sigortalı çalıştırıldığını bilerek devam ediyormuş limanda ki işine, eve taşındığı gün limanda ayağını vince kaptırmış baba Murat. Davacı olmuş işvereninden ama davacı olduğuyla kalmış SİGORTALIDA DEĞİLMİŞ. Dedik ya kürklülere hürmet bizim vatanımızda. Bütün Türkiye sesimizi duydu halimize üzüldüler, acıdılar halen dava devam ediyor işyerinde ses seda yok patronlara ses gitmedi diyor Murat kardeş arkadaşımız Mehmet Özdemir"e, açlıktan öldüğüne inanmayanlar olmuş Kübra bebeğin. Cebinden çıkarttığı kağıtları arkadaşımıza vermiş baba Murat, istenen tetkiklerin sonuçları hastanın hastaneye yatırılması gerekirken sevk ediyor DOĞUM EVİ hastanesi Kübra bebeği OMÜ"ye. Raporu gören cumhuriyet savcısı bu hastanın yatışı gerekirdi nasıl sevk etmişler diyor baba Murat"a; fakülteye sevk ediyor doğumevi hastanesi yetkilileri anne babayı ambulansa almıyorlar çaresiz ana baba çocuklarının yanına gidecek yol paraları olmadığı için hastaneye gidemiyorlar. Kaymakamdan istedikleri 20 liraya da olumsuz cevap alıyorlar. Murat babanın içler acısı sözleri arkadaşımı duygulandırdığı gibi beni de çok etkiledi. Ben fakirim, garibanım; zengine ne kadar gücümüz yeter? İftira atarak neredeyse bebeğimizi bizim öldürdüğümüzü söyleyecekler. Yalan söylüyorlar, bebeğin kafasında herhangi bir şey yoktu. Ben yer yatağında oğlumla yatıyordum, bebeğimiz de annesiyle kanepede yatıyordu, kanepeden benim yattığım yer yatağına düştü. Betona düşmedi ki, kafası yaralansın. Canı yansa ya da yaralansa ağlardı, kucağımıza aldığımız gibi gülmeye başladı. Otopsi yapıldı hastanede, herhangi bir şey yok alın götürün dediler. Öyle bir şey olsa savcı bizi salar mıydı? O anda tutuklatırlardı bizi. Bakın işte elimde benim delilim, çocuğumun ne halde öldüğü, neden öldüğü Midesi boş dedi doktorlar, ben yalan söylemem ve söylemem içinde gerekçem yok. Ölen benim canım ciğerim kızım Kübra, diyor baba. Gittiğim doktor bile bana bebeği yeterli besleyememişsin dedi. Yok ki göğsümde süt, neyle besleyeyim? 1-2 aylık bebek bu, bir yaşında değil ki çayla ekmek ıslasam da ağzına versem Doğumevinin doktoru verdi bana mama, onlarla beslemeye çalıştım. Çocuğumu göğsüme alıyordum, göğsümden gelen süt bir yemek kaşığını bile doldurmazdı. Emzir bebeği, sürekli emzir diyordu doktor, mememden ayırmıyordum ki bebeği ama çayla ekmekle beslenen bir insandan süt gelir mi? Komposto iç diyorlardı, çocuklarıma meyve alıp yediremiyordum ki nerden bulup içecektim kompostoyu, diye devam ediyor anne Necla. Çocuklar ı ölen zavallı aile bebeklerini sanki kendileri öldürmüş gibi birde aileye baskı yapıyorlarmış bitli yorganı üstlerine almamak için, cenazede bile rahat vermemişler 5 dakika bile göremedim kızımın soğuk yüzünü diyor zavallı baba emniyete götürmüşler apar topar. SEVGİLİ OKURLAR YAZARKEN BİLE TÜYLERİM ÜRPERİYOR insanlık dışı bu olay karşısında. Sokaktaki köpekleri bile koruyan onlara doğu parka et götürüp aç kalmaması için besleyen arkadaşlarıma sesleniyorum memleketimizde Kübra bebeklerin geleceğimizin avukatı doktoru öğretmeni başbakanı olabilecekken açlıktan büyümeye bile vakitleri olmadan hayata veda ediyorlar lütfen duyarsız kalmayalım bana ne demeyelim anne babalar
BAKIRCI AİLESİNE ALLAHTAN SABIR DİLİYORUM. Bir anne olarak bu insanlık ayıbının tekrarının olmamasını yürekten diliyorum Kübra"ları öldürmeyelim