AİLEDE DOĞRULUK

Aile sadakat ve doğruluğun yer alması gereken hayati bir kurumdur. Sıdk doğru manasına gelmektedir. Arapça “s-d-k” kökünden türeyen sadakat bağlılık, sıdk, sadık olma, aldatmama, doğruluk, dürüstlük gibi anlamlara gelir.(TDK (2017), Türkçe Sözlük) İnsanın içtenlik ve samimiyetle inandığı değerlere bağlanarak yaşamasıdır Sadakat. Peygamberimizin şu hadisinde doğruluğun ürettiği iyilik haline değinilir: “Sıdka sarılın, doğruluktan ayrılmayın. Doğruluk iyiliğe, iyilik cennete götürür. Kişi doğru oldukça Allah nezdinde sadık olarak kayda geçer.” (Müslim, Birr 105)

Sadakat ahlaki bir değer olarak sorumluluğunu yerine getirme konusunda fedakâr olmayı gerektiren bir haldir. Mesela davasına sadık olan bir kimsenin zamanının büyük kısmını bu uğurda feda etmesi, ailesine sadık olan aile reisinin herkes kurtulmadan yangın mahallini terk etmemesi, vatanına sadık olan askerin canını bile feda etmesi hep bu yüksek şuurun yansımasıdır. “Müminlerden öyle kimseler vardır ki Allah’a verdikleri söze sadık kalmışlardır.” (Ahzab, 33/23) ayeti kerimesinden anladığımız gibi inancında sadık olan kimsenin Rabbine verdiği sözden dönmeyip kulluğunu yerine getirmesi de aynı şuurun göstergesidir.

Her durumda doğru kalabilmek yürek ister, bedel ister. Hastalıkta, darlıkta sabretmek; zalime karşı başı dik olmak, nefsine karşı sözünü dinletmek, ailene karşı adaletli ve merhametli olmayı gerektirir. Hz. Ebubekir için Sıddık denilmesi, Hz. Meryem için Sıddıka denilmesi, inancın maddi anlamda bedeline sadaka denilmesi, eşe bağlılığın maddi sembolüne saduka denilmesi sadakat kavramının çok yönlü olarak yaşamın içindeki görüntüsünü anlatır bize.

Söz, tutum ve davranışlarda doğru olmak sadakatin bir gereğidir ve bu haliyle Türk Medeni Kanununda yerini almıştır. Kanunun 185. Maddesinin 3. Fıkrasında eşlerin birbirine karşı temel yükümlülüğü; birbirine sadık kalmak, birbirine yardımcı olmak ve birlikte yaşamak olarak ifade edilmiştir. Ailede eşlerin birbirine, hayatta dostların birbirine, inançta insanların Rabbine gösterdiği sadakat bir duruş açısından güçlü bir yapıştırıcı etki oluşturur. Toplumda dürüst insanların varlığı emniyetin de teminatıdır. Aileden başlayarak arkadaşlar, akrabalar, komşular, devlet ve millet hep birlikte güvendesiniz demektir. Zira güven olmadan sadakat, sadakat olmadan güven olmaz. Toplum huzurunu bozan ise aldatma, yalan, çıkar ve güvensizliktir.

Sadakat ve güven denilince ilişkilerde kişinin emin olması, zarar görmemesi özellikle yakın ilişki hali olan ailede eş ve çocukların birbirine bağlılığı ve emniyette olma halini anlıyoruz. Çocukluk döneminde özellikle 0-2 yaş arasında anne-baba-çocuk arasında bağlanma sürecinde problem varsa ve anne babanın ilgisi doğru şekilde aktarılamamışsa güvensizlik oluşabilir. Askerde, evlendiğinde, çocuk sahibi olduğunda bağlanma problemi ile karşılaşabilir. Ya bağ kuramaz ya bağımlı kalır. Çocukluğunda önce anneye güvenli bağlanması gerçekleşen bireyi sonra zamanı gelince etrafına ve kendini yaratana güvenle bağlanarak sadakat sahibi olduğunu görürüz. Geleneksel anlayışa baktığımızda ailenin temelinde sevgi, saygı var, güven ve sadakat var. Çocuğun doğup büyüdüğü ortamda kuvvetli aile ilişkileri çocuk üzerinde çok etkili. Fakat modern dönemlerde daha çok bireysel eğilimler öne çıktığı için ego temelli çıkar ilişkilerinin yer aldığı düzlemde doğruluk ve sadakat yaya kalabilmektedir.

Doğruluğun bir hayat tarzı olarak benimsenmesi, model alma ve taklit yoluyla önce aile ortamında yaşayarak öğrenilir. Tecrübe edinilen her yaşantı olumlu veya olumsuz sonraki nesle aktarılır ve karakter çocukta ilk 6 yaş içerisinde büyük oranda tamamlanır. Telefon çaldığında arkadaşınız ararken, çocuğunuza “annem uyuyor” dedirtiyorsanız işte model oluyorsunuz. Ebeveynin model olması ciddi bir etkendir. Neredeyse her 3 kişiden biri anne babasından gördüğü için eşini aldatır. Anne babasından gördüğü için boşanır veya anne babasından duyduğu için argo konuşur.

Güven ve sadakat duygusu gelişmiş bireyleri nasıl yetiştireceğiz? Ailede gülü seven dikenine katlanır sözüne uygun zahmet rahmet dengesini gözeterek, çıkar ilişkileri ile değil ancak dürüst bir duruşla aile birliğinin sağlanacağını çocuklarımıza öğretmeliyiz. Örnek olmak, kandırmamak gerekir. Hz. Peygamberin sana bir şey vereceğim diye çağıran anneye “Gerçekten verecek misin vermeyeceksen söylediğin yalandır”(Ebu Davud, Edep 88) ikazı ne kadar anlamlıdır. Erken çocukluk döneminde mutlaka değerler eğitimi verilmelidir. Bunun için Diyanet İşleri Başkanlığının 4-6 yaş kursları ciddi bir boşluğu doldurmaktadır. Evlerin otel olmadığı, aile olarak birlikte eğlenip birlikte vakit geçirildiği, ibadet edildiği, en temel erdemlerimizi aile ortamında öğrendiğimiz yuvaların özlemini çekerek, Ziya Paşa’nın “İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah, yardımcısıdır doğruların Hz. Allah” sözünü tasdik edelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Emine İpekdal Arşivi
SON YAZILAR