Mustafa Cemal Tomar

Mustafa Cemal Tomar

DEĞİŞİM VE GELİŞİM

Necip Fazıl Kısakürek' in bir sözünde; " Ömrün ilk yarısı, ikinci yarısını beklemekle; ikinci yarısı da, ilk yarısının hasretiyle geçer." der. Bu sözün yansımalarını toplumun her kademesinde görmekteyiz. Yaşım itibarıyla ömrünün ikinci yarısında olan insanlarla oturup kalkarım. Bu insanlar geleceği konuşmaktan ziyade "ömürlerinin ilk yarısında yaşadıkları dönemin hasretini çekiyor, geçmişteki hatıralarını anlatıp dururlar.

Bir gün bir müftü emeklisiyle oturuyorduk. Kendi dönemini övüne övune anlatmaya başladı. 1960-70 yıllarında ilkokul mezunlarını neredeyse üniversite mezunu ilân edecekti. Sonra bana dônerek " bir eğitimci olarak konuya nasıl bakıyorsun" diye soru yöneltti. Birincisi, o dönemin ilkokul mezunlarını lise mezunu gibi lanse etmeniz bir kere çok yanlış. İkinci husus ise sizin buyurduğunuzun tam tersi, şimdiki ilkokul mezunlarını o zamanki lise mezunlarından daha bilgili ve donanımlı olduğunu söyleyebiliriz" dedim. - Nasıl yani? dedi. Açıklık getirdim: - O zaman öğretmen, sınıf kara tahta, kitap, defter, kalem ve silgiden başka bir şey yoktu. Tek kaynak öğretmen ve ders kitaplarıydı. Şimdi ise yüzlerce kaynak mevcut. Her taraftan öğrencilere bilgi yağıyor. Boş bir havuz var. Bu havuzu doldurmak istiyoruz. Bir haynaktan gelen su mu doldurur bu havuzu erken, bin kaynaktan mı? Elbette bin kaynak!!!

Yani elli sene önceki Samsun şehrinin durumu ile şu andaki Samsun aynı mıdır? Arada ne kadar değişim varsa eğitim- öğtetim de o kadar değişti ve gelişti dedim. Müftü beni dikkatlice dinledi. Sözlerime itiraz etmedi ve söylediklerimi şaşkınlıkla dinlediğini fark ettim. Yani her alanda olduğu gibi eğitim ve öğretimde de hızlı gelişmeler ve değişmeler oluyor. Değişimi ve gelişmeyi anlatan güzel bir araştırma yazısını burada paylaşmak istiyorum: Ayşegül Onurlu'nun yazısı / Karabudun Dergisi'nde Yayımlanan bir yazı. Konuyu güzel analiz etmiş. Yazara teşekkür ederim.

Geleneksel Osmanlı toplumu, adeta bir "Thesus'un gemisi" gibiydi. Zaman içinde geminin tahtaları birer birer değiştirildi, yerine yenileri kondu. Bu değişim, geminin gövdesinden kaptan köşküne kadar her yerine yayıldı. Peki, bu köklü değişim sürecinde Osmanlı toplumu ne kadar "kendisi" olarak kalabildi? Değişim, kimlik ve "öteki" kavramları ekseninde bu soru, Osmanlı'dan Türkiye'ye uzanan bir kimlik arayışının da temelini oluşturuyor.

Osmanlı gemisinin neredeyse tüm tahtaları değişti. Bu değişim, toplumun sadece dış görünüşünü değil, aynı zamanda zihniyetini ve kimliğini de etkiledi. Artık "imtidâd"dan, yani süreklilikten söz etmek mümkün değildi. Sorun, değişimin hangi noktada durması gerektiğiydi. İki yüz yıldır süregelen bu değişim, Osmanlı'nın kendini "öteki" olarak tanımlamasıyla daha da belirginleşti. Batı'nın bizi "öteki" olarak konumlandırması yetmezmiş gibi, biz de kendimizi onların gözünden görmeye başladık. Bu durum, bilincin ayniyetini kaybetmesine neden oldu. Batı bizi nasıl anlıyorsa, biz de kendimizi onların (Batılıların) bizi anladığı gibi, işte tastamam öyle anlamaya çalışıyoruz.

Osmanlı'dan Türkiye'ye uzanan bu değişim sürecinde, kimlik arayışı hala devam ediyor. "Thesus'un gemisi" benzetmesi, bu karmaşık süreci anlamak için önemli bir metafor sunuyor. Değişimin kaçınılmaz olduğu, ancak bu değişimin kimliğimizi ne kadar etkileyeceği sorusu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir konu. Kendi özgün kimliğimizi koruyarak, değişime nasıl ayak uyduracağımız, geleceğimizi şekillendirecek en önemli sorulardan biri.
▪︎ Thesus'un Gemisi Hakkında Kısa Bilgilendirme
Thesus'un gemisi paradoksu, felsefi bir düşünce deneyidir. Efsaneye göre, Atina kahramanı Thesus'un gemisi, zamanla yıpranan tahtaları yenileriyle değiştirilerek korunur. Bir süre sonra, geminin tüm orijinal tahtaları yenileriyle değiştirildiğinde, şu soru ortaya çıkar: Gemi hala aynı gemi midir? Bu paradoks, kimlik ve değişim kavramlarını sorgulamamıza neden olur.
Açıklamalar:
▪︎ Osmanlı'nın Batı'ya olan hayranlığı ve taklitçiliği, kendi özgün kimliğini kaybetmesine neden olmuştur. "Geminin tahtalarının değiştirilmesi" metaforu, bu köklü değişimi ve özgünlüğün kaybını simgeliyor.
▪︎ Osmanlı'nın kendini sürekli olarak Batı'nın gözünden tanımlaması, yani kendini "öteki" olarak konumlandırması, özgüven eksikliğine ve kimlik bunalımına yol açmıştır.
▪︎ Değişimin çok hızlı ve köklü olması, toplumun kendi tarihi ve kültürel mirasıyla bağını koparmasına neden olmuştur. "İmtidâd" kavramıyla ifade edilen sürekliliğin kaybı, toplumsal hafızanın zayıflamasına yol açmıştır.
▪︎ Değişimin nereye kadar gitmesi gerektiği sorusunun cevapsız kalması, toplumsal belirsizliğe ve kimlik arayışına neden olmuştur.
Thesus Gemisi zamanında yapılmış en modern gemi olabilir. İnsanlar o gemiye binmek için sıraya girmiş olabilirler. Daha modern gemiler yapılinca sen de kendini yenilemek zorunda kalıyorsun. Yoksa yaya kalırsın.

Bir zamanlar sadece mesajlaşma ve görüşmeye yarayan cep telefonları piyasaya sürülmüştü. Ne kadar da popülerdi. Akıllı telefonlar çıkmaya başladıktan sonra o telefonların hükmû kalmadı. Sosyoloji derslerimize giren Yusuf Durmuş Hocamız vardı. " Toplimlar durağan değildir' derdi. En geri kalmış toplumlar da yavaş da olsa değişme ve gelişme gösterirler. Bu değisimin ve gelişmenin ahlâki boyutuna bir şey demiyorum. O da ayrı bir tartışma konusudur. Yani değişme ve gerileme de ahlâki yönden olabilir.

Temennimiz ve duamız odur ki; iyi yöne doğru değişelim ve gelişelim.

Selâm ve dua ile...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Mustafa Cemal Tomar Arşivi
SON YAZILAR