VERGİ, ZEKÂT YERİNE GEÇER Mİ?
Ramazan ayı dolayısıyla infak, zekât ve fitre konuları camilerde yapılan vaazlarda çok konuşuluyor. Fitre oruçla alakalı bir konudur. Özellikle Ramazan Ayının sonlarına doğru konuşulması tabiidir ve gereklidir. İnfak ve zekât konusu ise yılın her gününün konusudur. Zira kimin ne zaman dinen zengin sayılacağı belirsizdir.
Sanki herkes Ramazan'dan bir kameri yıl önce zengin olmuş gibi zekât konusunu ele almak ve bu durumu gelenek haline getirmek düşündürücüdür. Beytül -mal diye bir kavram vardır. Beytü'l-mal, İslam devletlerinde devlet hazinesidir. Hz. Ömer zamanında oluşturulmakla beraber temeli Peygamberimiz (SAV) tarafından atıldığına dair kaynaklarda bilgiler var.
Arap-İslam Devleti'nin kuruluşundan Osmanlı Devleti'nin yıkılışına dek bu ad kullanılmıştır. Günümüzdeki karşılığı Hazine ve Maliye Bakanlığı'dır. Peki Baytül-mal'ın gelir kaynağı neydi? sorusu akla geliyor. Beytülmâlin başlıca gelir kalemleri zekât, humus, cizye ve haraçtır. Bu gelirler, Hz. Peygamber (sav ) zamanından itibaren toplanmaya başlanmış ve âlimlerin içtihadına göre belirlenen ek kalemlerle birlikte beytülmâlin bir parçası olmaya devam etmiştir. Farkında iseniz vergi diye bir gelir kaynağı yoktur.
İslam'ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim'de vergi ile ilgili bir tanımlama söz konusu değildir. Kur'an, zekât, cizye, fey, haraç gibi kavramlar yer almaktadır. Vergi, ilk defa Ortaçağın sonlarında modern vergilendirme sistemi ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu dönemde imparatorlukların gücü azaldığında feodal beyler imparatorluğa ait bazı gelirleri ele geçirerek ilk kez 13.yy dan itibaren düzenli olarak vergi almaya başlamışlardır.
Vergi uygulamaları Müslüman ve gayrimüslim olma durumuna göre ikili bir yapıda devam ediyordu.
Müslümanların tabi olduğu vergiler zekât ve öşür iken, gayrimüslimlerin tabi olduğu vergiler ise haraç ve cizyedir İnanç guruplarına göre İslam vergi sistemi şer'i ve örfi vergiler olarak ikiye ayrılmaktadır. Müslümanlara yönelik olarak şer'i vergiler; zekât, öşür. Gayr-i Müslim vatandaşlara yönelik olarak örfi vergiler; haraç ve cizyedir. Bu açıklamalardan sonra esas konuya gelmek istiyorum.Hz. Peygamberimiz döneminde devlet hazinesinde vergi diye bir gelir kaynağı yoktu. Vergi vahiy döneminden yaklaşık olarak 700 sene sonra ortaya çıkan bir kavramdır.
Yukarıdaki açıklamaları esas aldığımızda vergi zekâtın karşılığı gibi görünüyor. Hatta vergi oran olarak zekât oranlarının da çok üzerindedir. Bir daireniz olsa ortalama olarak bir yılda aldığınız 12 kiranın 1 kirasını vergi olarak vermek zorundasınız. O aldığınız 11 kiranın da ayrıca alış-veriş esnasında yüzde on sekizlere varan vergiler ödüyorsunuz. Bazı ürünlerde ör/ petrolde, araba alımında yüzde yüzün üzerinde vergi ödüyorsunuz. Doğrudan ve dolaylı olarak verdiğimiz vergilerin haddi hesabı yok. Bir de devlet otoritesini kullanarak enflasyon yoluyla varlıklarımızın bir kısmı oturduğumuz yerden elimizden alınmaktadır.
Devletimizin gelir kaynağı vergilere dayanmaktadır. 2025 bütçesi 12.8 trilyon civarındadır. Devletimiz vergi kaynaklarıyla fakir- fukaraya yardım etmektedir. Bakınız; 2017 yılında 3.2 milyon hane sosyal yardımlardan yararlanırken bu sayı 2023’te 4,99 milyona dayandı. Buna göre 5 haneden biri sosyal yardım alıyor. Bu sosyal yardımlar bizim vergilerinizle karşılanıyor.
Dul ve yetimlere, yaşlılara, sakatlara, kimsesizlere, yoksullara devletçe yapılan yardımların haddi hesabı yoktur. Peygamberimiz SAV zamanında kamu adına hizmet yapan başta valilere de beytül-mal'den maişetlerini karşılamak için ücret ödendiği bir gerçektir. Bütün bu hakikatler göz önüne alındığında bizim zekâtın çok üzerinde kazançlarımızdan ödediğimiz vergiler, zekât yerine geçer mi? sorusu akla gelmektedir.
Tabi ki geleneksel olarak olaylara bakan hocalarımız vergi zekât yerine geçmez diyorlar. Gerekçeleri de şudur: "Vergi bir vatandaşlık görevidir; zekât ise dinî bir yükümlülüktür. Ayrıca zekât ile vergi; mükellefiyet, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler (Tevbe, 9/60) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez" diyorlar.
Cenab-ı Hâk Tevbe Suresi 60. Ayet-i Kerim'esinde; " Sadakalar (zekât gelirleri) ancak şunlar içindir: Yoksullar, düşkünler, sadakaların toplanmasında görevli olanlar, kalpleri kazanılacak olanlar, âzat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda (çalışanlar) ve yolda kalmışlar. İşte Allah’ın kesin buyruğu budur. Allah bilmekte ve hikmetle yönetmektedir" buyurmaktadır. Devletimizin aldığı vergilerin çoğunluğu bu kesime gittiği âşikardır. 5 milyon üzerinde hanelere sosyal yardım yapıyor. Bu vergilerle 80 binden fazla din görevlimize maaş ödüyor. Camilerimizin ve diğer ibadethanelerinn bir çok ihtiyacını karşılıyor.
Ayrıca müslümanın görevlerini dini ve vatani görevler diye ikiye ayırmak olacak şey değildir. Lâiklik kafasıyla yapılmış bir tanımlama olarak görüyorum bu ayırımı. Dinimiz hayatımızın her alanını kuşatmaktadır. Dinimizin bir alt kümesi mesabesindedir vatani görev. Vergiler adil bir şekilde yaygınlaştırıldığı, faizlerin sıfırlandığı, üretimin artırıldığı, sömürünün belinin kırıldığı, israfın ve haksız kazancın önüne geçildiği bir memlekette fakir diye bir şey kalmaz. Nitekim Sahabiler dôneminde zekât verilecek fakir adam bulunamıyordu.
Osmanlı Devleti zamanında şeyhülislam dini konularda en yüksek yetkiye sahip devlet görevlisiydi. Gerektiği zaman dini sorunlarla ilgili görüşlerini fetva yayınlayarak açıklardı. Bu fetvalar kanun niteliği taşırlardı. 1920 yılında Ankara'da kurulan Meclis Hükûmetinde bu makam Şer'iye ve Evkaf Vekâleti adıyla "Bakanlık" olarak yer aldı. Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra 1924 yılında laiklik ilkesinin kabul edilmişti.
1924 yılında 429 sayılı Kanunla Diyanet işleri Reisliği kurulmuş, 1935 yılında 2800 sayılı Kanunla bu kuruluşun görev ve yetkileri tâ yin edilmiştir. DİB'nın yetkileri daraltılmış, devletin kontrolü altına alınmıştır. Zekät, fitre, infak, kurban bağışları ve çeşitli isimler altında 80 bin camide zaman zaman toplanan yardımların haddi hesabı yoktur. Bu kalemlerden DİB'lığı ekonomik açıdan büyük kaynak elde etmektedir. Tabi ki bu kaynakların ekserisi amacına uygun kullanıldığından şüphem yoktur. Yalnız bu gelirlerin bir bölümünün nereye gittiği bilinmemektedir. Bu itibarla vergi, zekât yerine geçer fetvasını Diyanetin ilgili kurulları veremez. Verdiği takdirde büyük bir mali kaynak elden gidecektir diye düşünüyorum. Bu nedenle "zekät dini, vergi ise vatani sorumluluktur demişler" diye düşünüyorum.
Selâm ve dua ile...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.